Yeni İngilizce kelimeleri neden unutuyorsun ve nasıl çözersin
Bir diziden otuz kelime not aldın, her birine tek tek baktın, listeyi birkaç kez baştan sona okudun — ve memnun kaldın. Bir hafta sonra aynı listeyi açıyorsun ve topu topu beş tanesini tanıyorsun. Geri kalanı sanki başkasının yazdığı bir şey gibi duruyor.
Bu, dili kendi başına öğrenen herkesin en sık dile getirdiği şikâyet. Ve bundan neredeyse her zaman yanlış sonuç çıkarılıyor: «hafızam kötü». Hafızan tam olması gerektiği gibi çalışıyor. Sorun, o kelimelerle ne yaptığın ve bunu ne zaman yaptığın.
Unutmak bir arıza değil, hafızanın işi
Beyninden her gün, saklaması gerekenden çok daha fazla bilgi geçiyor. Hepsini tutsaydı, sokaktan geçen her arabanın plakasını hatırlıyor olurdun. Bu yüzden yeni bilgi varsayılan olarak geçici diye işaretlenir ve geri dönmezsen silinir.
Daha 19. yüzyılın sonunda Hermann Ebbinghaus bunu kendi üzerinde test etti: anlamsız hece listeleri ezberliyor, sonra bir saat, bir gün, bir hafta sonra ne kaldığını ölçüyordu. Ortaya başta dik biçimde düşen, sonra düzleşen bir eğri çıktı. En büyük kayıp hemen, ilk yirmi dört saatte yaşanıyor — birkaç günü atlatan şey ise çok daha uzun süre kalıyor.
Yaşayan bir dilin gerçek kelimeleri anlamsız hecelerden daha yavaş soluyor, ama eğrinin biçimi aynı. Buradan basit bir sonuç çıkıyor: önemli olan ilk akşam ne kadar emek verdiğin değil, kelime düşüp gitmeden ona geri dönüp dönmediğin.
Bir kelimenin akılda kalmamasının beş nedeni
1. Kelimeyle bir kez karşılaştın
Tek bir karşılaşma neredeyse hiçbir şey vermez — o anda her şeyi anlayıp ezberlediğini düşünmüş olsan bile. O his tanımaktan gelir: kelime önünde, çevirisi hemen yanında, her şey yerli yerinde. Asıl sınav sonra gelir, kelime gözünün önünde olmadığında.
2. Hatırlamak yerine tekrar okudun
Kelime çalışmanın en yaygın yolu, listeyi yukarıdan aşağıya birkaç kez okumaktır. En verimli hissettiren ve en kötü işleyen yöntem de budur. «grateful — minnettar» çiftini okuduğunda beyin hiçbir iş yapmaz: cevap zaten önüne konmuştur.
2006'da psikologlar Roediger ve Karpicke iki öğrenci grubunu karşılaştırdı: biri metni birkaç kez yeniden okudu, diğeri aynı süreyi bakmadan hatırlamaya çalışarak geçirdi. Çalışmanın hemen ardından yeniden okuyanlar kendilerine daha çok güveniyordu. Bir hafta sonra ise kendini test edenler belirgin biçimde daha fazlasını hatırlıyordu. Hatırlama çabası, izi hafızada sabitleyen şeyin ta kendisi.
3. Kelimeyi boşlukta öğrendin
«apply — başvurmak» satırı olarak ezberlenen bir kelimenin tutunacak dalı yoktur. Ne durumu vardır, ne komşuları, ne de tonlaması. Aynı apply, «apply for a job» ile «apply sunscreen» içinde bambaşka davranır ve listedeki çeviri bu konuda susar.
Bir kelimenin ne kadar çok bağlantısı varsa — bir görsel, bir cümle, onu duyduğun dizideki sahne — ona giden o kadar çok yol olur. Bir yolu unutursan başka bir yoldan ulaşırsın.
4. Sadece tanımayı çalıştırdın
«Gördüğümde anlıyorum» ile «kendim söyleyebiliyorum» arasında büyük fark var. Birincisi kolay gelir ve hızlı büyür, ikincisi ayrı bir çalışma ister. Hep «İngilizce kelime → Türkçe karşılığı» yönünde çalışırsan okuma ve dinlemeyi geliştirirsin; konuşurken ihtiyacın olan kelime yine de aklına gelmez.
5. Tekrarlar yanlış zamana denk geldi
Çok tekrar edip yine de unutmak mümkün. Bir akşamda yapılan beş tekrar, aynı beşinin bir aya yayılmasından daha az iş görür. Birincisi «ezberledim gitti» hissi verir — tıka basa çalışmanın hemen ardından gerçekten her şeyi hatırlarsın. Bir hafta sonra o histen geriye hiçbir şey kalmaz.
Bununla ne yapmalı
Kelimeye bir program dahilinde dön
Tekrar için en iyi an, kelimenin hâlâ orada olduğu ama çıkarmanın artık zorlaştığı andır. O zaman hatırlamak çaba ister, çaba da çalışmanın kendisidir. Pratikte şöyle görünür: ilk kez aynı gün, sonra bir gün sonra, sonra üç gün sonra, bir hafta sonra, iki hafta sonra. Sonrasında aralıklar kendiliğinden büyür.
Yüz kelime için bu tarihleri elle takip etmek imkânsız, aralıklı tekrar tam da bu yüzden var: programı bir algoritma senin yerine tutar ve kelimeyi tam düşmek üzereyken önüne çıkarır. Sıklık konusuna daha ayrıntılı girmek istersen, kelimeleri ne sıklıkla tekrar etmeli diye ayrı bir yazımız var.
Yeniden okumak yerine kendini sına
Kural basit: tekrar sırasında bir kez bile zorlanmadıysan, o tekrar sayılmaz. Çeviriyi kapat ve hatırlamayı dene. Hatırlayamayıp baktın — sorun değil, deneme yine de beyin için iş olarak kaydedilir.
İki yönde de çalış
Tekrarların yarısını «Türkçe → İngilizce» yönünde yap. İlk günler rahatsız edici ve yavaştır, ama konuşmadan sorumlu olan tam da bu yön. Daha da iyisi: cevabı içinden geçirmek yerine sesli söyle. Sesletim, hafızaya bir kanal daha ekler ve bu arada kendi telaffuzundan duyulan korkuyu da alır.
Kelimeleri ilgini çeken şeylerden al
İzlediğin diziden ya da iş e-postandan gelen bir kelime, başkasının «en sık 1000 kelime» listesindekinden daha iyi akılda kalır. Bağlamı ve duygusu zaten vardır, üstelik ona ne için ihtiyacın olduğunu önceden bilirsin. Ders listeleri temel için iyidir, ama canlı kelimeler daha sıkı tutunur.
Bu uygulamada nasıl çalışıyor
Yukarıda anlatılan her şey bir defter ve takvimle de yürütülebilir — yöntem işler, ama disiplin ve zaman ister. VibeLing'i tam da bu mekanizma kendi kendine çalışsın diye yaptık:
- Kelime, karşılaştığın yerde kaydedilir. Bir dizide, makalede ya da yazışmada tanımadığın bir şey gördün — çevirisi, kullanım örneği ve seslendirmesiyle birlikte kendi sözlüğüne eklersin. Bağlam kaybolmaz.
- Programı algoritma hesaplar. Uygulama bugün hangi kelimeyi göstereceğine, hangisini iki hafta erteleyeceğine kendisi karar verir. overwhelmed kelimesini ne zaman çalıştığını hatırlamak zorunda değilsin.
- Alıştırmalar hatırlamayı zorunlu kılar. Eksik kelimeyi yerleştirmek, cümleyi kurmak, çeviriyi mikrofona sesli söylemek — her formatta cevabın ekranda tanınması değil, kafandan çıkması gerekir.
- Her iki yön. Kelimeler hem tanıma hem üretme için çalışılır, böylece aktif kelime dağarcığın pasifle birlikte büyür.
Kısaca
Kelimeler hafızan kötü olduğu için değil, beyin geri dönmediğin her şeyi sildiği için kayboluyor. Bu, ilk akşam daha çok gayret göstererek değil, üç şeyle düzeliyor: kelimeye bir program dahilinde dönmek, her seferinde gerçekten hatırlamaya çalışmak ve yalnızca anlamayı değil, konuşmayı da çalışmak.
Bütün bunları elle yürütmek istemiyorsan, VibeLing'de kendi kişisel sözlüğünü oluştur — programı uygulama üstlenir, sana günde on dakika kalır.